Sunday, May 31, 2009

Melina Kana-Mono Kokkino


Yunan muzigine hep biryerlerden asinayizdir. Ben Eleftheria Arvanitaki, Nikos Papazoglou ve Harris Alexio dinleyip, ara ara neselenip sikca huzunlenirim. Son gunlerde ise Melina Kana'nin Mono Kokkino albumunu muzik listemde ust siralara yerlestirdim. Melina Kana bahsettigim meshur Yunan sanatcilarina vokal yapmis onceleri, Rembetika'dan Jazz'a uzanmis, cogu zaman etnik ve geleneksel yunan melodilerine ugramis. Albumu bir kere dinleyince insan, guclu bir kadin vokalin etkileyici nagmeleriyle Ege civarlarina yolculuga cikiyor. Siirsel sarki sozlerini melodiyle birlestiren bu geleneksel yunan muzigi bicimine "Entehno" deniliyormys. Melina Kana'nin diger albumleri:

Mystika Tragoudia-1991
Tis Meras Kai Tis Nyhtas-1992
Aromata Anti Gia Nafthalini-1995
Tis Agapis Yerakaris-1996

Wednesday, May 13, 2009

Jay-Jay Johanson

Bir yagmur bir gunes derken, mayis ayini ortaladik sayilir. Ne olursa olsun, yaza girdik iste, endorfin seviyesini arttirdik vucutta, bundan sonra gelsin D vitaminleri gitsin gunes yaniklari. Arada depresif Portishead'leri isin icine katsak da, muzik corbasi genelde light bugunlerde...butun kis brezilya nagmeleriyle soguk bedenleri isittik da bugunlerde yine Jay-Jay Johanson'a takildik kaldik. En guzeli Jay-Jay Johanson'un bugulu sesinden "believe in us" i dinlemek. "Sen bana inaniyorsun, ben sana inaniyorum, nasil olur da bize inanmazsin..." derken derken ne guzeldir dinlemesi...iskandinav ulkeleri esintisi...soguk, bugulu bir o kadar da karanlik...Seviyoruz efendim blues'u.

Sunday, May 03, 2009

Australian Chamber Orchestra

Kim demis Ames'te sanat, muzik, kultur vs yoktur diye. Koskoca Australian Chamber Orkestrasi gelmis Ames'e, biz de yeni isinan havayla ateslenen ruhumuza iki muzik ziyafeti cektirelim dedik. Esta'nin ertesi gunu biraz da klasik muzik diyarlarinda dolasmak icin arkadaslarla konser yolunu tuttuk. Benim senfoni konserleri maceram lise siralarinda edebiyat ogretmenimizin zoruyla gittigimiz Izmir Senfoni Orkestra'si konserleriyle baslamisti. Pek iyi bir baslangic sayilmazdi, zira bu muzik turunun altyapisindan yoksun, genc ve hareketli bedenlerimize pek sikici gelmisti bu aktivite sicak Izmir gunlerinde. Ama Richard Tognetti yonetimindeki konser gayet canli ve dinamikti. Richard Tognetti'yi biraz arastirdigimda, bir dahi olmasinin yanisira film muzikleri yaptigini da ogrendim. Russell Crowe'in basrolunde oynadigi Master and Commander: The Far Side of the World filminin muzigini Peter Weirs ile bestelemis. Avustralya'nin pek cok universitesinden fahri doktor unvanini alan Togretti, 1999'da Avustralya'nin ulusal yasayan hazinesi de secilmis. Konserde caldigi keman ise 1743 Guarneri del Gesu imis. Iste kendileri hakkinda kisa bir video:

Thursday, April 30, 2009

Insani yagmurlu bir gunun buhranindan en iyi ne cikarir sayin okuyucu? Elbette muzik...en sadik dostumuz, diledigimizde yanimizda olan, diledigimizde bizi yalniz birakan, bizi en iyi anlayan yegane sevgilimiz...bugun aliye ve muslum'le birden karar verip daha once hic dinlemedigimiz bir gurubun konserine gittik. Israilli olduklarini biliyor ancak boylesine etkileyici bir muzik yapacaklarini tahmin etmiyorduk. Grup konsere bir anadolu nagmesiyle baslayinca, bizim memleket hasreti dolu yuregimiz aninda eridi. Esta Israil kokenli musizyenlerden olusan bir etnik muzik grubu, orta amerika turlari kapsaminda kucuk sehrimiz Ames'e de ugramayi ihmal etmemisler. Esta ortadogudaki farkli kulturleri , ezgileri, muzik aletlerini bir araya getirerek butun sinirlari yok etmis sarkilarda. 18 yil yalnizca enstumantal muzik yapan grup, solist, guzel ses, Yarona Harel gruba katilinca biraz daha renklenmis. Dinledigimiz sarkilarda akdeniz, balkan, afrika, asya, celtic be bati ruzgarlari esip durdu...Grubun albumleri:

1990-Esta
1996-Mediterranean Crossroads
2002-Home Made World

Grup hakkinda diger bilgiler ve muzik ornekleri icin http://www.estamusic.com...

Esta'nin ikinci albumundeki Turkish Western parcasi icin : http://estamusic.com/music/TurkishWestern.mp3

Buyrun efendim sizi Esta'nin konser goruntuleriyle basbasa birakayim:

Sunday, April 05, 2009

Iron & Wine

Last fm'de Oren Lavie radyosuna takildim kaldim bir suredir. Nedense hep sevdigim albumler ve gruplarla karsilasiyorum, ya last.fm cok akilli, ya da ben muzik zevki konusunda cok tutarliyim. Karsima cikan turlerin basinda indie folk, folk rock geliyor..ben damien rice, cary brothers, oren lavie, nick drake ve iste elbette Iron & Wine ile pemceremden disari bakip su nisanin ortasinda yagan kari izliyorum. Iron & Wine sarkici-soz yazari Sam Beam'in sahne adiymis, kendisi de bu adi bir markette film cekerken gordugu "Beef Iron & Wine" diyet ilacindan asirip kullanmaya baslamis. Sam Beam Flroida State Universitesi film okulundan masterini aldiktan sonra Miami Universitesi'nde cinematography bolumunde hocalik yapmaya baslamis. Demek ki neymis, hem akademisken olup hem de iyi muzik yapilabiliyormus, ustune bir de bu karli baharda yeterlilige calisan bir baska doktora ogrencisinin kalbi isitilabiliyormus. Ve iste Iron & Wine'in kendi cektigi videclip ile "naked as we came"...

Tuesday, March 24, 2009

Her Morning Elegance / Oren Lavie

Bir "stop motion" hayrani olarak bu video beni kendimden gecirmeye yetti. Israil dogumlu Oren Lavie, Yuval ve Merav Nathan tarafindan cekilen bu stop motion videosunda tavana yerlestirilmis bir kamerayla cekilen 3225 adet fotograf kullanilmis. Video cekiminden once 4 gun anime karakterler kullanilarak bilgisayarda storyboardlar hazirlanmis. Bu uc bucuk dakikalik video icin iki gun cekim yapilmis. Oren'in yatak odasinda cekilen videoda yatakta kullanilan carsaflar ve ortuler Oren'in kendi yatak odasindan alinmis. Dijital teknolojilerin en guzel tarafi yaraticili boylesine zorlayabilmeleri.


Monday, March 23, 2009

Evrim ve "Cakma Bilim"

Evrim tartismalarinin geldigi son nokta Turkiye'nin son 29 yilda gecirdigi degisimi ozetliyor gibi. Uzun yillardir alisik oldugumuz evrim konusundaki sansur, yanlis bilgilendirme ve karalama kampanyasi bilincli olarak yurutuluyordu zaten. Ben salt adim Evrim oldugu icin bir kac ogretmenimin alayina maruz kalmis biri olarak okullardaki vahim durumu biraz urkerek ama genelde sinirlenerek yillardir izliyordum. Son yillarda durumun vahametini arttiran konu ise bu akilli tasarim vs. gibi sozde teorilerin, evrim kuramina karsi bilimsel bir kurammis gibi sunulma calisilmalari, ve daha da ileri gidilerek okullarda fen bilgisi mufredatina alinma cabalari. Isin uzucu tarafi pek cogumuzun bilimin tanimi, pratikleri, felsefesi ve ozellikle etiginden bihaber olmamiz. Mustafa Arslantunali bianet'teki yazisinda bu cabalari "kargo kultu" ya da "cakma bilim" olarak acikliyor. Bilim sorgulamak uzerine kuruludur, fikirler denenir, islemeyenler elenir, bazen yanilir ama kendini duzeltir, bilim evrilir. Inanc ve politika isin icine girdiginde ise "cakma bilim" kendini gosterir. Hatta oyle bir yaygara koparir ki, elbette evrimden bihaber olan insanlar sagda solda duyduklari, okuduklari bu "Karun Kahya" kitaplarini daha inandirici bulurlar. Turkiye'deki bilim adamlari birkaci disinda ne yazik ki bu konuda sessiz kalmakta ve bu sacmaligin yayilmasina dolayli yoldan (istemeyerek) katkida bulunmaktadirlar. Biz belki de Darwin'in 200. yasini en guzel bu pasif direnise bir son vererek kutlayabiliriz.

Mustafa Arslantunali' nin yazisi icin:
http://bianet. org/bianet/ kategori/ biamag/113132/ darwin-sansuru- kargo-kultunun- kultu-ya- da-cakma- bilim

Hoscakal Google

Bir zamanlar Internet bir gaz ve toz bulutuydu ve buyuk patlama gerceklesti, Google arama motoru tozu dumana katarak yeni bir alem yaratti. Ilk zamanlar basit arayuzu, hizi ve veritabani harmanlama ve sunma yontemleriyle kullaniciyi cezbeden alem simdi e-mailden, sosyal aglara, gruplardan, sohbet platformlarina ve dokuman paylasamina kadar pek cok alanda onculuk etmekte. Peki google'un bu basarisi sizce sundugu teknolojilerin fonksiyonlarina mi yoksa bu arayuzlerin nasil tasarlandigina mi bagli? Bugun karsilastigim bir blog mesaji bana su eski fonksiyon mu estetik mi tartismasini yeniden hatirlatti. Google'in ise aldigi ilk grafik tasarimcisi Douglas Bowman'in istifasi gundemi calkalamakta zira. Gectigimiz cumaya kadar Google'in tasarim muduru olan Bowman, sirketin 7 yildan sonra Google'da ise aldigi ilk tasarimci unvanini koruyor. Bu hafta isi birakmasinin nedeni ise sirketin kullanici verisine asiri odakli olan tasarim felsefesi. Blogundaki postuna gore, google kendisinden hangi kalinlikta cizgi kullanmasi gerektigini kanitlamasini istemis. Ayrica google'in 41 cesit mavi tonu icerisinden hangisini kullanmak gerektigini test ettiginden de bahsetmis. Bu elbette bize google'un ne kadar ince is yaptigini ve kullanici odakli tasarima onem verdigini gostermekte. Ancak Brown'a gore bardagi tasiran son damla, kendisinden aldigi butun tasarim kararlarini niceliksel verilerle kanitlamasinin istenmesiymis. Tasarimcilarin estetik tutkulariyla fonksiyon nasil birlesebilir? Estetik, guzellik aciklanabilir ya da kanitlanabilir mi?

Bir suredir mesgul oldugum "insan bilgisayar etkilesimi" alaninda onemli konular bunlar zira. Kimi zaman kullaniciya fazla odaklanip bir seyin kullanilabilirligini artitirken, estetikten odun verebiliyoruz. Kullanici her seyin iyisini bilir mantigiyla belki de yaraticiligi ikinci plana atiyoruz. Ancak kimi zaman da cok guzel seyler kullanilamiyor su meshur limon sikacagi gibi. ancak her ikisinin de bir arada harmanlandigi guzel tasarimlar da mevcut elbette, ornegin i-pod arayuz tasarimi ya da apple'in pek cok urunu. Kullaniciyi istahlandirip, tum duyuyalara hitap eden bir I-phone ornegin gayet fonksiyonel de olabiliyor.

Konuyla ilgili ayrintili bilgi icin Bowman'in bulaguna buradan ulasabilirsiniz.

Saturday, March 21, 2009

Gandhi...ilk notlar

Dun izmelemeye basladigimiz bugun de devamini getirecegimiz Mahatma Gandhi'nin yasamindan bir kesiti anlatan Hindistan'in bagimsizliga kavusma oykusu Gandhi filminden cok etkilenmis olmaliyim ki, film hakkinda goruslerimi yazmadan once Gandhi'nin bir sozunu paylasayim dedim sizinle. Film hakkinda yorumlar icin hatta kalin efem.

once seni yok sayarlar.
sonra sana gulerler.
ardindan savasirlar seninle.
ve sonunda sen kazanirsin

Gandhi

Friday, March 13, 2009

Slumdog Millionaire

Yeterlilik sonrasi akademik islere birkac gunlugune ara verip sinema dunyasina hizli bir dalis yaptim. Once Vicky Cristina Barcelona'yi izleyip Woody Allen'in saheseriyle Barcelona sokaklarinda gezindim. Masallara olan tutkum nedeniyle iyi ya da kotu anlaticisi olan filmleri hep buyuk bir ilgiyle izlemisimdir. Vicky Cristina Barcelona'da da filmin gectigi mekanlara Penelope Cruz'un canlandirdigi nevrotik karakter ve Javier Bardem'in harika goruntusu eklenince ben fazlasiyla buyulendim. Sonrasinda oscar serisinden devam ederek, uzun zamandir izlemek istedigim Slumdog Millionaie'le karsilastim. Filmin oykusunu birkac gun once Kajal'dan dinlemistim. Film bizdeki Kim besyuz milyar ister programinin Hindistan versiyonuna katilan bir kenar mahalle gencinin oykusunu anlatmakta. Ben filmi yuzumde huzunlu bir gulumsemeyle izledim sanirim. Senaryosunu Simon Beaufoy'un yazdigi filmi Transpotting'den hatirlayacagimiz Danny Boyle yonetmis. Slumdog Millionaire arkadaslik, ask, ihanet, yoksulluk ve umut uzerine bir dramatik komedi. Filmde elbette Bollywood ruzgarlari da esmekte ama ondan cok bizim de yakindan taniklik ettigimiz kenar mahalle cocuklarinin yasamlari, yasamda kalma mucadeleleri ve oykuleri carpici bir mizah ve sanatsal goruntulerle bezenmis. Uzun zamandir izledigim en iyi film...A.R. Rahman'in film muzikleri de arsivlerle yerini almasi gerken bir album. Ve size son bir soru:

Kayip bir aski bulmak icin ne gerekir?
A)Para
B)Sans
C)Zeka
D)Kader

Saturday, March 07, 2009

Is guc ve seyehatler...

Iki haftalik Virginia, Philadelphia ve South Carolina is ve gezi seruveninden sonra yine yeniden evimdeyim sevgili okuyucu. Gezmenin en guzel yani eve donme umudu sanirim, eve donus olmasa gezilerin, gezmelerin, yolculuklarin bir anlami kalmiyor. Ilk hafta Virginia Universitesi egitim teknolojileri ve ogretmen egitimi bolumunu ziyaret icin guzel ve tarihi sehir Charlottesville'deydim. Sehir simdiden Amerika'da yasanabilecek en guzel sehirler siralamasinda en uste yerlesmis gorunuyor, ama benim isim belli olmaz yine karar degistirebilirim. Universitenin her yerinde Thomas Jefferson ve 1800 lulerin tarihiyle karsilastim, buyulendim. Universitedeki mimari, bahce tasarimlari ve sehirdeki cafe ve restoran alternatifleri iliman havayla birlesince, Iowa'da uzun sure usumus bunyeme iyi geldi.



Sonrasinda 5 saatlik bir tren yolculugugla Nur'u ziyarete Philadelphia'ya gittim. Uzun zamandir saga sola ya arabayla ya ucakla gidince tren yolculugu fazlasiyla konforlu ve romantik geldi. Philadelphia'da gecirdigim iki gun Pennsylvania universitesinde bir etnografi konferansina da katilmayi ihmal etmeyip, diger tam gunu alisveris ve gezmelerle gecirdik. Araya bir de NBA maci sikistirip 76ers ve Orlando Magic macinda Hidayet Turkoglu'nu izleyiverdik. Bana pek heyecanli gelmese de mac, etrafta fenerbahce bayragi acip Hidayet her basket atisinda Turkiye diye bagiran enteresan turk arkadaslari izlemek keyifliydi.



Philedelphia'da Nur'la hasret giderince, South Carolina'nin guzel Charleston sehrine SITE konferansi icin ucuverdim. Bir haftayi sunum yaparak, sempozyumlara katilarak, istakoz yiyerek ve azicik da okyanus havasi alarak gecirdim. Katildigim en eglenceli konferanslardandi. Bunda konferansin Hawai temasinin ve konferanstaki buyuk Iowa State grubunun etkisi olsa gerek. Evet sayin okuyucu bu iki haftanin ozetini Michigan State universitesi'yle yazdigimiz ortak makaleye aldigimiz odulle kapatiyorum. Yasasin ilim, irfan...

Thursday, February 19, 2009

William Gibson ve Neuromancer

Bugun yine yapmam gereken islerin arasinda bogulmaktan kendimi biraz baska okumalara vererek kurtuldum (sayilir). Doktora yapmanin en sikici yani, bilimsel makale yazma ve okuma seyleri disinda baska edebi zevklere vakit ayirdiginda, insanin kendisini suclu hissetmesi. Isin tuhafi bu sucluluk duygusu tv izlerken ya da internette dolanirken ortaya cikmazken, insan ruhunu oksayan, zenginlestiren ve buyuten eserleri okurken ortaya cikiyor. Sanirim doktora insanin entellektuel gelisimini belli alanlarda kisitliyor...Ben bundan elimden geldigince kacmak istesem de, arada sagdan soldan yakalaniyorum iste. Ama yeni bir kitaba basladim sayin okuyucu, William Gibson' un Neuromancer'i. Pek Science Fiction fani olmasam da, uzun zamandir hasir nesir oldugum bu teknoloji dunyasinda, William Baba'yi henuz okumamanin suclulugu vardi elbette bunyede. Gibson'in 1984'de yazdigi kitap ilk cyberpunk kitabi olmakla birlikte, daha o zamanlar kimsenin aklina bile getirmedigi "sanal gerceklik", "siberalem" (cyberspace), yapay zeka, genetik muhendisligi gibi gibi konulari okurla tanistirmakta imis...Huzurlu okumalar efem...

Saturday, February 14, 2009

RJD2 - 1976

Beni taniyanlar bilirler, rastlantilarin buyusune kapilip gittigime, rastlantilara gonulden inandigima...Bu konuda beni elestiren bir arkadas, birgun, yasamimizda olan herseyin aslinda gecmisin bir sonucu oldugunu, veridigimiz, veremedigimiz kararlarla bir sekilde o rastlanti diye adlandirdigimiz durumlara aslinda kendi secimlerimiz dogrultusunda geldigimizi gayet felsefik bir bicimde aciklamisti. Bugun last.fm dinliyorken, massive attack radyosuyla hasir nesir olayim dedim. Arka fona aldigim muzikle calismama sessiz sessiz eslik ediyordu. Bir anda cok tanidik ve buyuleyici bir parcayla donakaldim. Rastlanti mi degil mi derken, hemen googlelayip bir de videosunu seyrettim. RJD2'nun 1976 adli parcasi, Istanbul Istanbul diye sesleniyordu, almanca sozleriyle ve klipteki kuba resimleriyle. Klibin grafikleri ve fotograflarin sunusu ayri bir guzellik, beni buyulemeye yetti. RJD2 hakkinda bir iki album dinledikten sonra yazayim diyorum ama o zaman kadar da sizi bu muhtesem kliple basbasa birakiyorum sevgili seyirci...

Monday, February 09, 2009

Katie Melua-Piece by Piece

Son zamanlarda surekli dinledigim album, Katie Melua'nin Piece by Piece adli mustesna eseri. Shy Boy u gunde 10 kere dinlemekten ben bikmadim, arkasina Piece by Piece'i ve Nine Million Biycles'i eklemeyi de. Bir yerlerden bulabiliyorsaniz, jazz ve blues hayraniysaniz, Katie Melua dinlemelisiniz sayin okur...

Katie Melua asil adi Ketevan olan Gurcistan asilli bir muzisyen. Gurcistan'da dogup, sonra Irlanda'ya goc etmis, sonrasinda da Ingiltere'de buyumus kendisi. Katie Melua parcalari enteresan sarki sozleri, gitar ve piyano ritmleriyle birlesince kendisini bu genc yasta sohrete kavusturmuslar. Simdi asagida videosunu paylastigim Shy Boy performansini da butun utangac adamlara adayalim efem...cogu adam goz suzer, yalanlar soyler, reklam yapar, amma ve lakin Katie Melua utangac adam sever...

Monday, February 02, 2009

The Myth of Sysiphus


Uzun yillar masallarla buyuyen, kendini masallarla avutan bir cocuk oldugum icin belki, buyuyunce mitolojiye merak sardim. Kucukken Ilyada'yi elimden dusurmez, yeniden okur, sayfalardaki resimleri hayal ederdim. O siralar Kasabamizdaki Bagbozumu senliklerinde, eski yunan tanricalari gibi giyinir, basima asma yapraklarindan tac takar, anne ve babamin sokaklarda kurulan ficilardan, toprak canaklarla sarap icmelerini hayranlikla seyrederdim. Simdi cocukluk da geride kaldi, Dyanisos senlikleri de...Her ikisi de zayif bellegimin mutlu bloklarina yerlesirverdiler. Ama ben hala mitoloji okumaya devam ediyorum.

Hem Camus hayrani olup hem de "The Myth of Sysiphus" henuz okumamis olmami son birkac yildir pesinde kosturdugum doktoraya baglayabilirim, ya da tembelligime. ama iste Camus atesi yine yakmaya basladi sanirim beni, elime aldim The Myth of Sysiphus'i.

Camus The Myth of Sysiphus'de Sysiphus'u ve cektigi sikintilari yeniden hatirlatir insanogluna...Sysiphus elbette eski yunan tanrilarinin gazabina ugramis zavalli bir olumludur. Olumlulerle sevisen, dalga gecen, acimasizca cezalandiran oyunsever tanrilarin gazabina...Atlas'in sirtinda dunyayi tasittiran, Prometheus'u insanogluna atesi getirdigi icin kayalara baglayip sonsuza kadar cigerini kargalara yedirttiren zalim tanrilar...

Sisyphus da iste bir nedenden dolayi tanrilari kizdirdir ve cezasi agir olur. Sisyphus kocaman bir kayayi Olympos daginin tepesine cikarmaya mahkum olur. Tam tepeye ciktigi an tanrilar kayayi asagiya yuvarlarlar ve zavalli Sisyphus kayayi yine yukari tasir. Umutsuz isgucunden daha agir bir ceza olabilir mi? Ayni noktaya gelecegini bile bile kayayi yine yukari tasiyan Sisyphus mutlu mudur? Sisyphus bu durumun sacmaliginin farkina varan mutlu bir insandir. Bu absurd durumda bos yere umutlanmaktansa, durumun absurdlugunu kabullenen, anlamsizligi yenen bir kahramandir.

Kendi dunyamizda tasidigimiz kayalari dusunursek, umudu birakip hayatin absurdlugunu kabullenmek bizi nasil mutlu eder?

Tuesday, January 27, 2009

Thursday, January 08, 2009

Power of the Gospel

Gun icinde pek cok muzik turu ile hasir nesir olurum. Bu sabah Nur'u birakirken ornegin Queen'in best of albumu esliginde bagira bagira yollarda dolandim. Yollara, yolculuklara en cok yakisan albumlerden biri...Simdi de gun ortasinda Ben Harper'in uzun suredir rafda duran albumunu yeniden cikardim ortaya, Fight for Your Mind. Hareketli ritimler ve harika gitar vuruslariyla dolanirken hulyalarda, bir an daha once pek de dikkat etmedigim Power of the Gospel saheseri ile karsilasiverdim. Loopa pek yatkin olan bunyem, bilmem kacinci kez ayni parcayi dinlemekten yorulmadi. Buyrun efendim biraz da sizi kanatlandirip, havalarda ucuralim.


Wednesday, December 24, 2008

Forró ve Brezilya nagmeleri

Bir suredir Manu sayesinde hayatimda Brezilya ruzgarlari esmekte. Bir yandan hindistan cevizi aromali karides yerken gece gunduz kahve icmekte, arada iki tek Cachaça atmaktayiz. Ve elbette muzige dayaniksiz bunyem, Manu'nun tanistirdigi birbirinden guzel CD'lerle gonul tellerimi titretmekte. Son gunlerde surekli dinledigimiz ve dansettigimiz Forro'dur sayin okuyucu bu yazinin konusu.

Forró Brezilya'nin kuzey dogusundan populer olan dans turu. Dans esliginde dinlenilen muziklere de forro deniliyor. Genellikle akordeon, zabumba ve metal ucgen ile calinarak icra edilen muzik turu kuzeyden guneye indikce bicim degistiriyor. Forro'nun babasi Luiz Gonzaga'nin bu muzigin gelisimi ve yayiliminda etkisi buyuk. Forro sarki sozleri genellikle ask, kiskanclik ve eski sevgiliyi hatirlama, yad etme temalari uzerine yaziliyor. Kimi zaman da kuzeyden guneye is bulmak icin gocmek zorunda kalanlarin ev ozlemini de yansitiyor.

Forro denince akla Luiz Gonzaga geliyor once. Brezilyalilarin tabiriyle Forro'nun krali. Forro'nun farkli hizlarda uc cesit ritmi bulunuyor. Xotem, yavas hizli; baiao, orijinal forro ritimi ve arrasta-pe ucunun en hizlisi. Forro aslinda bir esli dans turu, adimlar salsaya benzese de onun kadar kivrak degil dans figurleri. Manu'nun da dedigi gibi bacaklarin alt kisimlari yani, patetesler, cok agir olacakmis dans ederken.

Beni Forro'da buyuleyen cok sevdigim akerdeon nagmelerinin olmasi. Bir de garip bicimde eglenceli ritmine ragmen huzunlu olmasi. Meshur Asa Branca adli parcada oldugu gibi:

Eve donecegim, yagmur damlalari dustugunde corak kuzeydogu topraklarina
dondugumu bileceksiniz, yalnizca yagmur yagdiginda gorunen Asa Branca kuslari ottugunde...

Iste huzurlarinizda Forro'nun krali Luiz Gonzaga ve "Asa Branca"

Monday, December 22, 2008

Mysteries

Evet, uzun zamandir Brit Rock golgesindeyim, beyin uyusuklugu icinde bir saga bir sola savruluyorum. Yillar once Portishead ile bir Ankara yazinda garip bir yolculuga ciktigimi animsiyorum. Kucuk bir kasetcalar ve Strangers albumu ile butun bir yazi gecirmistim eski ve kirik dokuk bir evde. Garip bir bicimde sarip sarmalayan, usuten ama hep bagimlilik yapan bir albumdur Strangers. Simdilerde ise bir suredir rafa kaldirdigim bir baska album yeniden karsima cikti. Portishead'in solisti Beth Gibbons ve Talk Talk grubunun bascisi Rustin Man'in albumu Out of Seasons. Albumu dinlerken etrafta tavsanlarin zipladigi, kuslarin ottugu sari bahar cicekleri ile orulmus bir tarlada ziplayarak saga sola agir cekimde kostugumu hayal ederim. Ya da uyumadan once albumu loop'a aldigim bir gece boyunca boyle bir dusun kahramani oldugumu animsiyorum. Albumun en dussel parcasi ise Mysteries efendim, buyrun, guzel dusler...

Sunday, December 21, 2008

Filler ve cimen


Bir suredir ulkemin gundemini isgal eden ergenekon davasi hakkinda bir iki kelam edeyim dedim. Insan uzakta olunca, yasananlari bir film izler gibi seyrediyor. Memleketten uzakta boylesi bir yabancilasma bir yandan duygusal baglari zayiflatirken bir yandan da nesnel degerlendirmeye olanak sagliyor. Basindan takip edilen bu sanal izlek ise durumu askerlerin, yazarlarin, muhim buyuklerin de icinde oldugu bir grubun akyp'ye karsi bir darbe hazirliginda oldugu seklinde ozetliyor. Darbe hangi bicimde gelirse gelsin ulkenin tarihini 10-20 yil geriye goturur ve halkin her yonden gelisimine ve ozellikle sol dusunceye bir balyoz gibi indirilir. Hicbir darbe yasanilan sorumlara cozum getirmez, aksine sorunlari cozmedigi gibi yeni sorun kaynaklari uretir, halki uyusturur, devrimci fikirlerin gelismesini durdudur. Ben yaratilan onca safsatanin ve gurultunun ardindan yine de bir darbe olabilecegini dusunmuyorum. Halihazirda oynanan oyunda butun oyuncular uzerlerine dusen rolleri yeterince iyi oynamaktadirlar zaten, bu duzeni altust etmeye gerek bulmaz sevgili guc odaklari. ABD destegiyle kirbacini saga sola savuran liberal islamci bir hukumet ozellestirmeden halkin yoksullasmasina kadar her konuda bilincli adimlar atiyor zaten. ABD destegi olmadan herhangi bir darbe olamayacagi icin ulkemizde, kimi solcu amcalarimiz ve teyzelerimiz demokrasi oyununa kendilerini kaptirmis gorunuyor, bu gerceklesme ihtimali zayif senaryonun saksakcilari oluveriyorlar. Bu taraf tutma oyunuyla, filler dovusurken yine ezilen zavalli ve sessiz halk oluveriyor. Sol bu tartismada kutuplara taraf olmak yerine, alternatif cozumler ureterek bu senaryoda kendi rolunu bir turlu belirleyemiyor. 12 eylul ardindan darbenin sonuclarini orduya yikmak, magdur edebiyati yapmak yenilgiyi kabul etmek solu ne kadar ileriye goturur? Daha da otesi sol sorumluluklarini nasil yerine getirir, nasil cozumler uretir?

Kafasi karisik bir memleketiz vesselam. Uzun yillar memleket uzerine orulen ordusal aglara bir yandan yaslanirken bir yandan da sola yaptiklarindan dolayi nefret etmekteyiz. Kafa karisikligi beraberinde cozumleri geirdiginde iyidir, diger turlusu kendi kucuk coplugunde cirpinmaktan ve kirlenmekten baska nedir ki??